 |  | | |
film 2007 kasım ayında çıkmıştı ve ben izleyememiştim zaten vizyonda da çok az kalabilmişti, malum bir gişe filmi değil, sanat filmi. nerden bakarsanız bakın yine her şey zevke göre değişir. neyse ben bu filmi 7 aydır bekliyordum ki dvd'si çıksın diye, ve en nihayetinde dün akşam saatlerinde bu filmi gördüğümde birden beklenen şeye kavuşmanın verdiği mutlulukla hemen aldım, söylemek gerekir mi bilmem ama hem de orijinalini. normalde orijinal film hiç almam ama türk filmlerinin zaten korsanını bulmak kolay değil anca kiralayabilirsiniz fakat ben elimde olsun istedim hep. neyse işin duygusal yönlerini geçip filmden bahsetmek istiyorum biraz. tabii yüksek dozda spoiler içerecektir.
film adı üstünde zeynep adlı içine kapanık, asosyal ve hatta obsesif kompulsif bir kızın 8 gününü anlatıyor. film başlarken siyah-beyaz, ki bu zeynep'in hayatının ne kadar renksiz olduğunu belirtmek amacıyla yapılmış sanırım. zeynep'in ilk günleri yani pazartesi, salı sadece rutinlerini yaparak geçiyor; yani sabah 06.30'ta kalkıyor, komodininde orhan pamuk'un kara kitap'ı ,ve bir de anne babasının eski resimleri var ki şu an hayatta değiller zaten.. kalkar kalkmaz ilk tuvalete giriyor, dişlerini fırçalıyor ve mutfağa gidip yumurta kırıyor, ekmekle birlikte onu yiyor, evet her sabah yumurta..neyse kahvaltı faslı bitiyor, giyiniyor ki giydiği kıyafetten de bahsetmeliyim, yaz mevsiminde olmasına rağmen kahverengi boğazına kadar kapalı uzun kollu bir bluz ve yine kahverengi uzun bir etek ve altında yine kahverengi babet.. devamlı bunu giyiyor (çekimlerin haziran sonu yapıldığını düşünürsek fadik sevin atasoy için oldukça zor, fakat kendisi bunun hakkında " zeynep'i düşündükçe sıcağa tahammül etmek benim için daha kolay " diyor çekim esnasında..giyindikten sonra işe gidiyor ve masabaşı bir işi var, onu hep bilgisayarda bir şeyler yazarken izliyoruz işteyken. işe otobüsle gidip geliyor, işten çıktıktan sonra eve geliyor, yemeğini yiyor ki bu yemek genelde makarna oluyor, bazen film izliyor ve terliklerini yastıklarını düzeltip ışığı kapatıyor ve yatıyor. çok monoton bir anlatım olsa da evet zeynep böyle yaşıyor.
salı gününe de aynı şekilde başlıyor ve aynı şekilde devam ederken, iş yerinden bir arkadaşı zeynep'e doğumgünü olduğunu söylüyor, ve onu da davet ediyor, biraz da ısrar ediyor, zeynep yok gelemem falan derken gitmeye karar veriyor, bir kaç kıyafetini deniyor fakat yine o malum kıyafetiyle bara gidiyor. ve orada ali'yle karşılaşıyor. ali, küfürbaz, çakma kıyafetler giyen, saçları sarı boyalı, işi gücü hırsızlık, dolandırma olan bir tip en kibar tabirle piç diyebiliriz. oyunculuklardan sonra söz etmek isterim, bahsetmeden geçilmez ama şimdi değil. neyse ali, o bara geliyor ve barın şefinden bardakileri eğlendirmesi için para alıyor, ve gerçekten de eğlendiriyor, acayip dansıyla, hareketleriyle bir anda herkes dans ediyor, ortam daha da eğlenceli oluyor. yani klasik bar ortamı. bu arada herkes tam kıvamındayken ali birden zeynep'i görüyor, ki zeynep de barın bir köşesine çekilmiş gözucuyla da ali'nin dansını izliyor. ali zeynep'le konuşmaya çalışıyor, sonra da her ne kadar zeynep dans etmeyi bilmem dese de ve tabi ki bir miktar içkinin etkisiyle de zeynep piste çıkıyor ve abuk sabuk dans ediyor ve herkes de alkışlıyor. aslında bir nevi içinden geldiği gibi dans ediyor. neyse o gece ali, zeynep'e gidiyor ve o çok sansasyon yaratan sevişme sahneleri de bu gece gerçekleşiyor, abartılacak hiç bir şeyin olmadığını da gördüm, senaryoda varmış olmuş, eğreti duran bir şey yok. zeynep sabah kalkıyor, ali yok ama bir not bırakmış, gece geleceğini yazmış bunun üzerine zeynep ali'yi bekliyor o gece yemek yapıyor ve o devamlı giydiği kıyafetini çıkarıp çok güzel bir elbise giyiyor kısa da olsa mutluluğu tadıyor ama ali gelmiyor.
zeynep, her yerde ali'yi arıyor, bara gidiyor, onlar da ali'yi arıyorlar çünkü ali barın kasasını patlatıp bütün parayı çalmış, bulsalar öldürecekler, bu esnada barın garsonu zeynep'e ali'nin dayısının adresini veriyor para karşılığı tabi ki. dayısı bir ali'nin arkadaşının evinin adresini veriyor, zeynep o adrese gidiyor,arkadaşı ali'nin olmadığını söylüyor fakat zeynep dışarda pencereden ali'nin ona baktığını görüyor. orada o gece uyuyup kalıyor,sokakta. ertesi gün devamlı ali'yi arıyor tekrar ali'nin arkadaşının evine gidiyor ve orada ali'nin arkadaşına zeynep ali'ye hissettiklerini anlatıyor ki gayet güzel konuşuyor, onları da yazarım. neyse en sonunda ali, kendiliğinden zeynep'in evinin önüne geliyor, ki zeynep de bu sırada çöpü atmak için evin önüne çıkmış, ali'yi görüyor ve ali, adamların dayısını, arkadaşını öldürdüğünü ve onu da öldüreceklerini söylüyor,biraz sende kalabilir miyim diyor ve o sırada adamlar onu vuruyor, zeynep üstüne atılıyor falan bu sahneler oldukça acıklı, ve sonunda ali ölüyor.
ali'nin girmesiyle renkli olan film=zeynep'in hayatı, ali'nin ölmesiyle tekrar siyah-beyaz oluyor. yine pazartesi, zeynep yine monoton günlerine dönüyor ve film bir zeynep'in ağlama sahnesiyle bitiyor.
sanırım filmi özetlemekten daha ziyade anlattım. fakat içimden bu geldi. şimdi de fadik sevin atasoy ve mustafa üstündağ 'dan bahsetmek istiyorum. fadik'in role kendini verdiği belli, gerçekten güzel oynuyor, bence bir rolün değerini hakkında konuşurken şunu düşünmek lazım, bu kişi gerçekte böyle mi? değil mi? fadik gerçekte böyle değil, o zaman gerçekten karakterin analizini iyi yapmış. mustafa üstündağ ise bu piç karakterini çok iyi canlandırmış, özellikle zeynep'le ilk tanıştığı yer olan barda ettiği danslar oldukça komikti. muro ve ali karakterini düşününce mustafa üstündağ'ın yeteneği ortaya çıkıyor sanırım.
filmde zeynep'in sarfettiği bazı sözcükler var.
ali'nin dayısı soruyor: bana aşkla ilgili güzel bir sözcük söyle.
zeynep : ali...
zeynep'in ali ve aşka dair hisleri...
benim annem babam yok, kimsesizim, renksiz bir dünya kurmuştum kendime mutluluk budur sanıyordum, aliyi tanıyınca o renksiz dünyanın çölüm olduğunu anladım, o çölüme yağmur oldu, ailem oldu, dünyam oldu. o benim.. ben oyum.. bir gece girdi hayatıma, ama şimdi yok. ali'yi tanımadan önce ben iyiydim.ama şimdi, çok kötüyüm. saçmalıyorum, biliyorum. daha önce yapmadığım şeyleri yapıyorum, bilmediğim sokaklara giriyorum, bilmediğim evlere giriyorum, tanımadığım insanlarla konuşuyorum, ben.. ben çok korkuyorum. onsuz hiçbir şeyin anlamı yok. adımı bile unutmaya başladım. her gün gezdiğim caddeleri tanımıyorum, tanıdığım insanların yüzlerini hatırlamıyorum, nasıl yemek yenir, nasıl su içilir unutuyorum. ekmeğin, suyun, hiçbir şeyin tadı yok. var mıyım yoksa yok muyum.. artık bilmiyorum. at gözlüğü takayım hayata devam edeyim diyorum ama bu beni kendimden korumuyor.
daha fazlasını oku