yaz-ardır. "ar"dır, edebiyatın ar'ı, namusudur. az-ar'dır. kelimelerini az-ar az-ar tanımaktan başka hiçbir ilacı olmayan adamdır.
"kimdir biliyor musun oğuz atay?" "bilmiyorum." "ben de bilmiyorum."
kurgulu bir gün yaşamak için kurduğun saatin yorgun zil sesinde uyandığın ve sigaralı bir kalabalıkla dumansız bir hava sahasının aynı durağa tekabül ettiği otobüs bekleme seanslarında müdavime döndüğün bir gündesin. alışkanlıkların derin güveni ve hiçbir şeyi sorgulamamanın kesif derinliği ile; bu seansları, ucuz orospu mücevheriyle bezenmiş bir gökyüzü kadar sakin karşılayan kederli memurların, sefil öğrencilerin, uykusuz kocaların, doğurgan kadınların, huysuz kocakarıların, saldırgan travestilerin, yorgun işçilerin, daha da yorgun kedilerin, uyuz köpeklerin, aylak işsizlerin içindesin. birden, ince bir kitabın içinden çıkan koca bir roman gibi; durağın önünden, allı pullu kıçlı burunlu, kömürlü dumanlı, senli benli gemiler geçiyor. alışkanlıklarının yıkılması ile sekteye uğruyor herkes. malum ya, alışkanlıkla yaşar “modern” dediğimiz insan. “bu gemiler buraya nasıl geldi?” diye soruyorlar, çocuksu bir telaş ve daha da çocuksu bir şaşkınlıkla.
işte oğuz atay budur. tüm alışkanlıkların en kemikleştiği anda, otobüs durağından gemiler geçiren adamdır. söyledim ya, “kederli memurların, sefil öğrencilerin, uykusuz kocaların, doğurgan kadınların, huysuz kocakarıların, saldırgan travestilerin, yorgun işçilerin, daha da yorgun kedilerin, uyuz köpeklerin, aylak işsizlerin” bilincidir. zincirkıran, ezberbozan, düzyazıda bir ozan, yazısı ile suzan bir adam.
“ben buradayım sevgili okurum sen nerdesin acaba?”
ben buradayım oğuz abi. ömrüm boyu da hep burada kalacağım.
daha fazlasını oku