hakkında söylenen herşey, çöldeki kum tanelerini saymaya, kavanozun içindeki zeytin tanelerinin sayısı net tahmin etmeye benzer. o ki, yeryüzünde allah'ın aşkını yaşamış, o ki bunu elinden alanlar yüzünden bu kahpe dünyaya küsüp yüzünü allah'a çevirmiş, o ki allah aşkını yeryüzünde yaşadığı insanı bulabilmek için yollara düşmüş, gafillerin söylediği her yere gitmiş ama şems'i bulamamış. hakkında "abi erkek erkeğe nasıl aşık olur yaa" diye hayıflanan gerizekalı, dağılmış beyinsizler bile mevcut. mevlana, allahın cemalini şems'te görmüş ve içindeki allah aşkını şems'te yaşamıştır.
rivayet odur ki, tebrizli şems konyaya gelişinde atıyla mevlana'nın yolunu kesmiş ve "ey bilginler bilgini, söyle bana, muhammed mi büyüktür, yoksa bayezit bistami mi?" diye sormuş. mevlana kükreyerek "bu nasıl sorudur? o ki peygamberlerin sonuncusudur; o'nun yanında bayezid'in sözü mü olur?" demiş. bunun üzerine şems "neden muhammed 'kalbim paslanır da bu yüzden rabbime günde yetmiş kez istiğfar ederim' diyor da , bayezit 'kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, bedenimin içinde allah'tan başka varlık yok' diyor?" diye sormuş. mevlana da şöyle yanıtlamış: "muhammed her gün yetmiş makam aşıyordu. her makamın yüceliğine vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. oysa bayezid ulaştığı makamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı.; onun için böyle konuştu" diye eklemiş. en sonunda şems "allah allah" diye haykırarak onu kucaklamış. işte merec-el bahreyn (iki denizin buluştuğu nokta) çıkmış meydana..
müteakip günler boyunca (bazı kaynaklar 40 gün, bazı kaynaklarda 6 aydan söz eder) mevlana ve şems halvet olmuşlar. (o anlamda değil. iki kişilik bir yalnızlık) ama içindeki kirden, nefretten, kinden ve hasetlikten kurtulamayan gerici ahali şems'i kah öldürmekle tehdit etmiş, kah dedikodu çıkarmış, kah isyan etmişler bu alimler alimine. sonra tüm bunları duyan şems mevlanaya kuran'dan bir ayet okumuş ve ansızın konyayı terketmiş. mevlana hayata küsmüş, kimseyle görüşmek ve huzuruna kimseyi kabul etmek istememiş. şems gitmeden önce ona karşı birleşen bağnaz iblisler geri adım atmış, mevlana'nın dört kıtaya saldığı ulaklar, şems'i şamda bulmuşlar. şems, diyarlar ötesinden gelen ulakların getirdiği ağıtları kabul etmiş ve yeniden konyaya dönmüş. mevlana kalp gözünü bu ahir dünyaya değil allah'a ve sonu gelmez allah inancına açmış şems'le. ancak yine aynı şeyler olmuş ve şems "bir gideceğim ki, kimseler bulamayacak izimi" deyip konyadan ayrılmış. kimisi öldüğünü söylemiş mevlanaya, kimisi dünyayı gezdiğini söylemiş. her söylenen yere gitmiş bu bilginler bilgini insan. ama gittiği her yerden eli boş dönmüş.. en sonunda da 17 aralık 1273te şeb-i arus diye anılan günde, rabbine kavuşmuş.
her aşk, bu kadar saf olabilse dedirtir mevlana. "aşk dile gelirse gül, içe kalırsa kor olur" diyen düşünür işte böyle özetler mevlana'yı. dile gelemeyen aşk, iç'te, hani "bir ben var, bende benden içeri" sözündeki gibi, içerde senin içindeki sende yaşandığında evrensel olur..
tıpkı mevlana'nın şems'e ve dolayısıyla allah'a duyduğu karşılıksız aşkı, içinde yaşaması gibi.
daha fazlasını oku