korsankorsankorsankorsan
korsankorsankorsankorsan
1 2 3 4 geri
film, müzik, kitap, vs. sanat eserlerinin; yasal olarak satın alınmış ya da yasadışı yollarla elde edilmiş bir içeriğinin kopyalanarak daha ucuza, hatta bedavaya dağıtımının gerçekleştirilmesi.

korsancılık çok uzun süredir hayatımızda, artık önüne geçmek mümkün değil. şarkıcılar, yapımcılar, oyuncular televizyonlarda feryat ededursun, kültür bakanlığı film indirenlere hapis cezası vermekten bahsetsin, warez bb her gün büyüyor, aramaya inanan bir insan her türlü içeriği rapidshare'de yüklü halde bulabiliyor. limewire, kazaa, torrent gibi indiricilerle geceleri açık bırakılan bilgisayarlara dünyanın içeriği indiriliyor. bu işlerden anlamayanların da imdadına dvd/vcd dükkanları yetişiyor. istediğiniz şeyi bulup indiriyorlar ve bir kase çorba parasına cd'de satıyorlar.

bir albümü orijinal cd'sinde alıp kapaktaki resimlere bakmak, şarkı sözlerine göz gezdirmek güzel bir şey. fakat bu iş çoğu kişi için pahalı bir zevk, hem de kullanışsız. bir audio cd'ye 15 farklı albümden seçilmiş 17 adet birbirinden güzel şarkı çekmek, o albümlerin her birini yanında taşımaktan çok daha pratik. daha fazla şarkıyı tek cd'de toplamak içinse mp3 cd'ler var. cd ile hiç bir şekilde uğraşmak istemeyenler için mp3 player ve ipod'lar var. tüm bu sayılanların gigabyte'larca hafızasını doldurmak da internet üzerinden hem çok kolay, hem de bedava. hal böyleyken bir insanın orijinal cd alması için hem o sanatçıyı çok sevmesi, hem de albümün içeriğinin oldukça zengin olması gerekir. tüm aksi durumlarda korsancılığa başvurmak çoğu kişiye daha mantıklı gelir.

bir filmi kocaman beyazperdede, muhteşem bir ses sistemi eşliğinde, bir sürü güzel insanla birlikte nezih bir ortamda izlemek de oldukça keyifli bir olay; ve fakat yine bir çok kişi için pahalı bir zevk ve birtakım dezavantajları var. evinin konforunda, yanında sadece sevdiğin arkadaşların varken izlenen filmi istediğin yerde durdurup, istediğin yerde geri sarıp, sesi istediğin gibi açıp, o anda evinde bulunan her türlü yiyeceği kafana göre tüketmek bir çok insan için çok daha keyifli. ortada böyle imkanlar varken, çoğu kişi filmi izlediği ekranın küçük olmasını veya ses sisteminin dandik olmasını önemsemez. kaldı ki home theater sistemleriyle bu açık da pek ala kapatılabilir; o sistemleri alabilecek paraya sahip olan insanların sinemaya gitmek yerine evinde ortam kurmaya yatırım yapması da, ev konforunun her halukarda daha avantajlı olduğunun başka bir kanıtıdır. zaten artık süpermarketlerde bile 60-70 liraya tam teçhizatlı 5.1 dolby surround sistemler satılıyor, 70 ekran tüplü televizyonlar taksitlere bölünüp gayet güzel satın alınabiliyor, internet sitelerinde 200 liraya kendi projektör cihazınızı nasıl yapılabileceğiniz anlatılıyor. kısacası, ortada böyle imkanlar varken bir insanın sinemaya gitmesi için sevgili adayıyla falan buluşması ya da dışarıda geçirmesi gereken 2-3 saatlik boş vaktinin olması gerekir.

evde film izlemenin yasal bedeli, sinemaya gitmekten daha pahalı. bir sinema bileti 8-9 lirayken; orijinal bir vcd 10 liradan pahalı, dvd'ler ise 25 lira civarında. büyük ihtimalle sadece bir kez izlenecek bir filme bu parayı verip de rahatsız olmayacak insan zaten refah seviyesi oldukça yüksek bir hayat yaşıyordur, fakat dünya üzerindeki insanların çok büyük bir kısmı için bu bedel oldukça fazla. aynı film, aynı kaliteyle kopya vcd olarak 1,5 (yazıyla bir buçuk), dvd olarak da 3 lira. tabi bahsettiğim olay halihazırda orijinal dvd ve vcd olarak satışa sunulmuş filmler için geçerli; görüntü ve ses kalitesinden feragat ederek henüz vizyona çıkmamış bir filmin yabancı bir ülkedeki sinema salonunda handycam ile çekilmiş versiyonunu da korsan tezgahlarında bulabiliyorsunuz. her türlü korsan filmi, evinizden çıkmanıza bile gerek kalmadan internetten bedavaya da indirebiliyorsunuz. sonra ister ekran kartınızın tv out'undan kocaman televizyona bağlayın, ister 17 inçlik monitörünüzden izleyin. ses sisteminiz de iyiyse sinemadan daha bile keyifli.

durum böyleyken; çoğu sanat eseri bile olmayan şeylere yasal yollarla ulaşmak çoğu kişi için enayilikten öte bir şey değil. yapımcılara düşen de artık satış hasılatlarının bir bölümünü gözden çıkartıp, alternatif gelir kaynakları bulmak... mesela ünlü bir şarkıcının konserine gitmenin keyfini evdeki hiç bir ortam sağlayamaz. o şarkıcıya düşen de; eserlerinin yasal veya korsan olarak mümkün olduğunca çok insana ulaşmasını sağlayıp, asıl voleyi konserlerde vurmaktır. keza film yapımcıları da yıllardır yaptıkları gibi filmlerin içine aldıkları reklamlarla, bedava izlenen tv kanalları nasıl para kazanıyorsa aynı şekilde emeklerinin karşılığını alabilirler.

"değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir." ise; bu değişime ayak uydurmayı reddederek "almayın bu korsanları, böhühü" diye kamera karşısında ağlayan sanatçılar bu gidişle daha çok ağlar. ne kültür bakanlığı, ne de müyap; korsancılığın elinde bu kadar büyük kozlar varken kimse bu durumun önüne geçemez...
daha fazlasını oku
 
belki ilginizi çeker
itü sözlük