kadıköy anadolu lisesikadıköy anadolu lisesikadıköy anadolu lisesikadıköy anadolu lisesi
--- dikkat, yoğun miktarda duygusallık içerir ---

mezuniyetten 5,5 sene sonra deli gibi özlenendir.

kimi gençler lise hayatını şanssız bir şekilde çok kötü geçirse de, elbette çoğunluk için lise yılları unutulmaz özelliktedir ve herkes kendi lisesinin en güzel lise olduğuna inanır. aynı dürtüyle hareket ediyor olabilirim, ama yine de içimde 'yok olm, kal çok farklıydı be' diyen bir ses var bunca zaman sonra da.
ilk aşk, çocukluk, 80li yıllar, ya da ne bileyim, çocukken izlediğimiz çizgi filmler gibi bir şeydi bizim zamanımızda (şimdiki halini bilemem) kal; farklı bir tadı, dokusu, duygusu, hazzı, keyfi olan, acısıyla tatlısıyla her anının * 'keyif' verdiği, geri gelmeyecek ve yeri başka hiçbir şeyle dolmayacak bir dönemdi, orada geçen yıllar. civardaki bütün okullardan, bütün komünitelerden farklı bir kültürü, farklı bir lezzeti vardı kal'ın. en önemli özelliği, pek çok insanın kendine has bir karakterinin olmasıydı. elbette kal dışındaki insanlar karaktersizdir gibi bir anlam çıkmasın bundan, ama kal'ın farkı, buna müsade etmesiydi. öğrencilerin, hatta öğretmenlerin bile kendilerini ifade edebilmelerine olanak tanıyan bir yapı vardı kal'da, havasından mı suyundan mı bilemem, ama kesinlikle bir zihniyet ürünü, vizyon ya da misyon sonucu değil. tamamen doğal bir şekilde, herkesin kendi doğrusunu bulabildiği bir ortamdı. isteyen punkçı, isteyen rockçı, isteyen arabeskçi, isteyen ülkücü, isteyen folklorcu vs. olabilir, ve kendi tarzında insanları bulup kaynaşabilirdi. toz pembe değildi, bu yüzden güzeldi zaten, ama kendinize ait bir dünya yaratabilmeniz için koşullar çok elverişliydi. isteyen inekleyebilir, isteyen de sevgilisiyle, dostlarıyla kendine amerikanvari gençlik dizilerindeki gibi bir ortam kurabilirdi. eşitlik, diğer komünitelere göre daha yaygındı, son yıllarda artan tikileri saymazsak (şimdi ele geçirmiş de olabilirler okulu) genele hakim olan 'salaşlık', herkesi yaşam koşullarında eşit kılardı ki, bu da kişiliğin özgürce gelişmesi için çok önemliydi o dönemlerde. örnek vermek gerekirse, babası kapıcı olan da, üniversitede profesör olan da, sanayici olan da aynı anda aynı salaş büfeden yemek yer ve hiçkimse ötesini düşünmezdi. çok düzgün aşklar, çok düzgün dostluklar yaşanabilirdi, çok sağlam düşmanlıkların da çıkabileceği gibi. herhangi bir üniversitedekinden çok daha özgür, çok daha demokratik haklara sahiptiniz (yine kasten yaratılmamış bir ortamdı bu ama vardı), ve sizi asimile etmeye, bastırmaya çalışan hocaların kişiliğinize saygı duyan ya da sizden tırstığı için etliye sütlüye karışmayan hocaların yanında sayıca çok az kalması, kal yıllarının öğrenciliğin en güzel yılları olmasına sebep olurdu. üniversitede olması gereken 'her şey öğrencinin sorumluluğundadır' mantığı, kal'ın doğal kurallarından birisiydi. öğrenciler genel olarak kollanırdı, abartmadığınız sürece yanlışlarınız babacan bir tavırla görmezden gelinirdi. maçlar, konserler, tiyatrolar, yarışmalar, her şey 'ciddi'ydi kal'da, ve başarıları da kayda değer başarılar olmuştur bu yüzden hep. yaşarken bir dawsan's creek, bir the oc tadı aldığımız günlerdi. sonra bitti, ve kaldan kanat çırpıp üniversiteye giden her martı 'bu mudur' dedi, muhteşem bir filmin berbat devam filmini izler gibi okuduk üniversite sıralarında. ve küçük bir kesim hariç, mezunu olan hiçkimse kal'ı unutamadı.

dedim ya, ilk aşk veya çocukluk günleri gibidir diye. özlenen, ama asla geri dönmeyecek ve tadı, muadili olan hiçbir şeyde bir daha bulunamayacak bir dönemdir, kal'da geçirilen yıllar. hayatınız boyunca girdiğiniz ortamlarda o özgürlüğü, dostluğu ve 'karakteristiği' ararsınız, ama herkes kendi derdine fazlaca düştüğünden o tadı tekrar yakalamanıza imkan yoktur.

hey gidi kadıköy anadolu lisesi be...

mezuniyetten 5,5 yıl sonra bile deli gibi özlenen...

--- dikkat, yoğun miktarda duygusallık içerir ---
daha fazlasını oku
 
belki ilginizi çeker
itü sözlük