japonjaponjaponjapon
japonjaponjaponjapon
1 2 3 geri
kafayı savaşmakla, durduk yere abuk sabuk minik icatlar bulmakla bozmuş, kompleksli ve yerinde duramayan ırk.

hani amacım ırkçılık falan yapmak da değil, bu millet, ada ülkesi olmanın ve öteki ile kaynaşmamanın sonucunda saf olmayı başarabilmiş nadir milletlerden biridir. bundan ötürü, biz türkler ya da dünyanın diğer milletleri gibi "görmüş geçirmiş" bir tarihi yoktur. kaynaşmamanın hamlığı, onları salt zekadan ve üretkenlikten ibaret ruhsuz birer robota dönüştürmüş, aynı fabrikadan çıkmanın hamlığını ve çiğliğini, hayatının sığlığını 30 tane öğrenci kulubüne üye olarak 4 senede aşmaya çabalayan üniversite öğrencileri gibi, bütün dünyaya afedersin malak gibi yayılıp, fotoraf çekerek gidermeye çabalamaktadır.

sanat, insanın hislerini dışarıya vurmasının sonucunda gelişir. medeniyet de, hamlığın ötesinde bir pişmişliği, bir görmüş geçirmişliği ve karışmışlığı gerektirir. işte japon ırkı (milleti diyemiyorum, karışmamış bir ırktır çünkü, dünyanın diğer milletleri gibi farklılıkları içinde barındırmaz, safkandır), bu ikisinde de geridir.

bunun sonucu olarak, esnek bir toplum yapısı yerine katı, katı ahlaklı ve bunun getirisi olarak sığ bir toplum yapısı ortaya çıkmış, ötekini görüp de ondan birşey öğrenme gibi bir şansı olmadığı için de yüzyıllardır aynı gelenek ve görenekleri, pek de matah bir şeymişcesine övünerek yaşatmaktadır.

kızmak, terslemek, içindeki egoyu dışarı vurmak yasak japon kültüründe, geriye bir tek gülümseme kalıyor tabii. e her şeyin bu kadar ahlaklı, düzgün gittiği bir kültürde, affetmek diye bir kavram da gelişemiyor, merhametsiz iğrenç, damarlarının son damlasına kadar faşist bir yapı ortaya çıkıyor. bizdeki gibi suçlulara "kader mahkumu" demek gibi bir şey sözkonusu değil.

kimilerinin yücelte yücelte bitiremediği bu safkan ırkın mükemmelliği ile ilgili kafamda soru işaretleri var. çakıltaşlarını bir elekten geçirirsek, geriye koca bir hiç kalır. ama çakıl taşlarını kumla karıştırırsak, elekten küçük kumlar geçebilir. bu açıdan, sosyal kültürde karışmışlık, genetik karışmışlık kadar fayda sağlar bir topluluğa. madden ve manen bu kadar saf kalmış bir ırkın ve onla özdeşleşmiş olan kültürün, bir gün doğaya feci toslayacağı konusunda, bu sebepten ötürü hiçbir şüphem yok.

ha o vakta kadar, japonlar üretsin benim kulağımdan küçük cep telefonlarını, müzik setlerini, lafım yok. sezar'ın hakkı sezara, üretkenliğe saygı duyarım ama katılığın yüceltilmesini kabullenemiyor bu deli gönül...

gülen japonlara ne kadar da sempati duyuyordum. "bir toplum bu kadar mı gülümser, hiç mi kızmaz, ağlamaz, sıkılmaz, siktir çekmez, egosu tavan yapmaz" ama işte, katı, odun gibi katı... o sahte gülümseyişi beynimize kazınmış olan bu topluluğun, tarihteki acımasızlığını öğrendiğim gün, tiksindim, katı bir medeniyetin, güzel olamayacak kadar sahte olduğu çarptı yüzüme :

(bkz: mançurya katliamı)
daha fazlasını oku
 
belki ilginizi çeker
itü sözlük