galatasaraygalatasaraygalatasaraygalatasaray
galatasaraygalatasaraygalatasaraygalatasaray
1 2 3 4 geri
29 mayıs 2007 tarihinde verilen fevri kararla başladı galatasaray için yanlışlar... tam toparlandık derken, bugün düştüğümüz durum gibi yine ''sabır'' olgusuna yenik düştük. işte yıllardır yıkamadığımız bu tabu yüzünden de ardı sıra devam ediyor yanlışlar, bir türlü takımın yakasını bırakmıyor, böyle giderse de bırakmayacak!

yukarda belirttiğim tarihten itibaren yapılanın yanlış olduğunu çeşitli bloglarda, forumlarda, bazı sözlüklerde elime geçen her fırsatta dile getirdim, hep savundum ve yılmadan da bundan bahsedeceğim, savunacağım. ta ki yönetim doğru yolu bulana kadar... şimdi belki diyeceksiniz; bunları dile getirmiş olman sana ne gibi bir kazanç sağladı? tabii ki hiçbir kazancım yok. bizde bir takım şeyleri paylaşmak, renkdaşlar arasında tartışıp konuşmak adına yazıyoruz.. yazıyor, yüzüne haykırmak istediklerimize haykıramadıklarımızı bu şekilde dile getiriyor, rahatlıyoruz. yoksa koskoca kulüp bizim üç-beş cümlemizle değişmeyecekti elbette.

''neydi bu karar?'' diye düşünüyorsunuz belki şimdi.. erik gerets. evet ta kendisi. yüreği güzel insan, adam gibi adam! türk futbol endüstrisinde böylelerine nadir rastladığımız gerçeğini hepimizin bildiğini umuyorum. işte yukarda bahsi geçen ''fevri karar'' dan kastım, bu sabırsız(!) ülkenin ağır şartlarına ayak uyduracak bir teknik adamın bir ''hiç'' uğruna harcanmasıydı ve ben bunu bir galatasaraylı olarak bir türlü kendime yediremiyor, içime sindiremiyorum. koskoca iki sene geçti neredeyse üzerinden. üzerine kaç teknik direktör geldi gitti.. kaç gömlek değiştirdi takımım? kaç sefer yıprandı galatasaray'ım? peki değer miydi? bunca hırpalanmaya, bunca yıpratılmaya değer miydi? asla!

şimdi gelin bu olay tarihten sonra galatasaray'ın gidişhatı hakkında kendi aramızda ufak çapta analizler yapalım. gelenler, gidenler, yeniden gelenler, tekrar gidenler falan filan...

karl heinz feldkamp ile başlayalım olaya. galatasaray'ı deliler gibi seven gerets'i gözünün yaşına bakmadan gönderip, 74 yaşındaki kalli'yi getirerek taraftarla karşı karşıya bırakan adnan polat'a aslında tüm nefretim, hırsım. havaalanına indiği andan itibaren, ''ben başarısız olmaya geldim ey galatasaray camiası'' diye barım barım bağırıyordu. herkeste bir tedirginlik, bir korku.. neydi bu alman hayranlığı? sen hangi beyin fonksiyonuna tav oldun da getirdin bu adamı hala aklım buna ermiyor. ve sen adnan polat, hastayım diyerek en kritik maçlarda takımını yapayalnız bırakan, ligin bitimine 6 hafta kala elini kolunu sallayarak takımı ortada bırakıp, defolup giden ve hiçbir şekilde umuruna gelmeyen bu adamı hala inatla tepede oturtturuyorsun ya, işte ben buna şaşıyorum. neyse sinirlendim yine, çok fazla detaya inmeye gerek yok. zira amacını aşacak bu entry sonra..

geçelim leverkusen başındayken galatasaray'a attığı 5 golle yönetimin bir anda gözünü döndüren ve yine aynı şekilde; fakat bu sefer galatasaray'ın başındayken kendi sahasında kocaelispor'dan yediği 5 golle yönetimin yine gözünü döndürüp (bu göz dönmesi siz de takdir edersiniz ki farklı bir göz dönmesi oluyor) sepetlenen bir diğer kurbanımız michael skibbe'ye.. kalli'nin haftalarca yaptığı manyaklıklardan gözü dönmüş taraftarın nefretini biraz olsun azaltmak adına yine bir alman hayranlığıyla attılar onu da yem olarak taraftarların önüne. leverkusen'de galatasaray'a beş atan teknik direktör artık galatasaray'ın başındaydı. burada oturup taktikmiş, teknikmiş bunlardan bahsetmeyeceğim. doğru veya yanlış. zaten yeterince kafamız şişti bunlardan. dün gördük ki; o da bir çırpıda buhar olup uçtu. vay be! ne garip hayat...

gelelim eski kaptanımız yeni teknik direktörümüz bülent korkmaz'a. teknik direktör olduğunu duyduğum anda buraya yaptığım yorumu yineliyorum. sonu kötü bitecek bir hikayenin başlangıcıdır bülent korkmaz. taraftarın gönlünü yumuşatmak için yönetimin seçtiği yeni günah keçisidir. bülent korkmaz'ın takımın başına getirilişi bana hagi'nin takımın başına getirilişini hatırlattı nedense. hagi'nin teknik direktörlük zamanında düştüğü durum geliyor gözümün önüne. futbolculuk hayatında tapılan bu insan, galatasaray serüvenine teknik direktörlük yolunda devam ederken aldığı olumsuz sonuçlardan sonra taraftarın tepkisiyle karşı karşıya kalınca şaşırmıştı, çok iyi hatırlıyorum. işte bu yüzden korkuyorum! yazıktır, günahtır, o da diğerleri gibi harcanacaktır. bu karar da acele ve erken verilmiş bir karardır. sonuç olarak, galatasaray'ın bu kadrosuyla maksimum fayda sağlayacağı teknik direktör kesinlikle bülent korkmaz değildir. umarım yanılan ben olurum.

çok uzattım farkındayım ama bende baya dolmuşum. demek istediğim odur ki; yönetim erik gerets'i karşısına alıp bir kerecik konuşmayı becerebilseydi, biz şu an bunları konuşuyor olmaz, etrafın gıptayla baktığı bir takım olurduk diye düşünüyorum. ne kadar doğru ne kadar yanlış bilinmez; ama bu bana göre böyle!

ve son söz: bir kez olsun teknik direktörlerin mukavelesini sonuna kadar bekleyip, yaptıklarını veya yapamadıklarını değerlendirip çözüm üretsek ya da ileride yapacaklarını dinleyip tarttıktan sonra versek kararlarımızı, bu şekilde değerlendirsek insanları. böyle fevri kararlar verip, bir kalemde silmesek.. veya sözleşmeyi bir sene daha uzatıktan üç-beş gün sonra ''tak sepeti koluna, herkes kend yoluna'' demesek.. her şey ne kadar güzel olur öyle değil mi galatasaray'ım?
daha fazlasını oku
 
belki ilginizi çeker
itü sözlük