delidelidelideli
deli
 
 
 
önce erasmus'un "deliliğe övgü"süne (g)öz atmalı:

"delilik gençliğin hızlı akışını yavaşlatır ve can sıkıcı ihtiyarlığı bizden uzaklaştırır.
insanların çoğunluğu delidir, hatta denilebilir ki deliliğin bir kaç türünü kendinde taşımayan bir tek birey yoktur.
ömrünüzde yaptığınız güzel ve hoş ne varsa bunu deliliğe borçlusunuz."

(akıllıya not: bacağınızı hızla-ritmik şekilde sallayıp, saçlarınızı parmaklarınızın arasında -acıtana kadar- bükerek ya da parmağınızla masada trampet çalarak, 'hayır, asla katılmıyorum erasmus'un görüşüne' diyebilirsiniz.
ama akıl sağlığına en büyük taarruz belki de insanın kendine söylediği yalandır)

ancak "deli"ler her zaman bireysel ya da kurumsal baskının hedefi olmuştur.
michael foucault'nun "deliliğin tarihine giriş"inden hareketle, kabaca şöyle özetlenebilir, delilere yönelik tarihi baskının ilk delilleri:
cüzzam yok olduktan sonra "aklından zoru olanlar" dışlanmıştır. cüzzamlıdan boşalan yeri deliler üslenmiştir.
deliler, ren ırmağı ve felemenk kanalları boyunca gidip gelen yabansı gemilerle bir şehirden başka bir şehire taşınır.
bu kaçak (kaçık) yükü taşıyan gemiler, "deliler teknesi" olarak da anılır.
taşınan kaçık yük, tüccarlara teslim edilmezse, genellikle şehir dışında uzakta bir yere, kırlarda başı boş yaşamaya bırakılır. tekneye sığmayanlar ise kırbaçlanarak, şehir dışına sürülür.

(akıllıya not: siz (ya da biz) yine de delilikle ilişkimizi "deli gibi seviyorum", "deliler gibi kıskandım", "delice mutluyum" cümleleriye sınırlı tutun (ya da tutalım).
ama kimseye fısıldamadan ama hep bir ağızdan bilelim ki; hayatın -gerçek- tadını, ancak deliler çıkarır)

+ peki sen deli misin
- stajyerim
daha fazlasını oku
 
belki ilginizi çeker
itü sözlük