12 yaşında bir çocuğun hayatının en büyük şoklarından birisini yaşamasına sebebiyet vermiş afet.
16 ağustos günü. sıcak bir istanbul günü yaşanmakta. tek bir esinti bile yok havada. nem var. insanlar işlerine gidiyor her klasik istanbul günü gibi. çalışıyorlar. okullar zaten tatil, çocuklar aşağıdaki çayırda top oynuyorlar deli danalar gibi. sıradan bir gün yani, ekonomik kriz göstergeleri yine çalışıyor. başta bülent ecevit hükümeti var. galatasaray üç senedir üst üste şampiyon oluyor.
akşam evde toplanmışız. mangal partisi, yanında rakı ve kavun. çocuk ufak tabi, babası ona rakı vermiyor. içiliyor, muhabbet gırla. saat bir buçuk gibi herkes yatıyor ama. misafirler evlerindeler artık. çocuğun uykusu kaçıyor, ancak zorlayarak da olsa azıcık uyuyor.
saat 03.02 olduğunda bir sallantı. çocuk uyuyor; anne, baba, kardeş uyuyor. bir iki misafir var, onlar uyuyor. duvarlar sanki kağıttan bir kulenin duvari gibi sallanıyor. çocuk hala uyuyor. o zaman alınan çocuğun ilk bilgisayarının hoparlörleri yere düşüyor. çocuk onu da fark etmiyor. böyle bir gamsız çocuk işte. neredeyse başına dünyası yıkılacak, ancak o uyuyor. aile falan mı diyorsunuz, herkes uyuyor!
sabah aşağıya ekmek almak için indiğinde çadırları görüyor. bu ne ola ki diye düşünüyor. bakkala girdiğinde ise geceki şeyden bahsediyor insanlar. sakarya, kocaeli bitmiş diyorlar. bitmek ne diye düşünüyor çocuk? eve geldiğinde annesi tv' yi gösteriyor. elektrik var daha evde. bir bakıyor, kocaeli ve sakarya' da ev diye bir şey kalmamış. her şey yerle bir. donanma komutanlığı çökmüş. değirmendere desen, su basmış her yeri. babası askerliğini değirmendere' de yapmış. o anlatırdı oraları, mükemmel bir doğası var diye. yıkık bir kent artık değirmendere.
çocuk gördüklerine inanamıyor, resmen ağzı açık kalıyor. tv' yi izlemeye devam ederken bir de bakıyor elektrikler kesilmiş. dandik bir pilli radyo bulunup ondan takip ediyor gelişmeleri. üzülüyor, ağlıyor. sağlam bir binada oturduğuna şükrediyor. ancak bu çocuk o sabahı hiç unutamıyor. o gün kurulması gereken pazarın yerindeki çadır kentleri; antalya yolculuğu için adapazarı' ndan geçerken o gördüğü, yıkılmış virane evleri; ceset kokusunu, insanların umutsuzluğunu unutamıyor.
bugünse tam on sene olmuş o gudubet günden sonra. çocuk şimdi yirmi iki yaşında. o gün ise hala aklında. bu afetten sonra yapılanlara ve olası büyük bir depreme karşı yapılanlara bakınca halen küfrediyor ama, bu ülkenin yöneticilerine!
daha fazlasını oku