hafızamda bütün canlılığıyla kalmış iki an...
biri, uyandığım an yatağımın sallantısından çok içerdeki camlı dolap kapaklarının açılıp kapanmasından(o seslerin bu olduğuna epey zaman sonra kanaat getirdik)çıkan cam kırılması, şangırtı sesleri ve 4 bloklu 72 daireli apartmanın şiddetli uğultusu...
diğeri, dışarı çıktığımızda gökyüzünü bembeyaza çevirecek kadar, hayatımda hiç görmediğim derecede çok ve büyük yıldızlar...
daha sonra sırasıyla radyodan dinlenen ölüm haberleri eşliğinde insan manzaraları,, otobüs durağında bekleyen, sigara içen, ellerinde floresanlarla gezen aileler, ne olduğunu anlayamayan çocuklar, kendilerini don gömlek dışarı atmış 80 yaş üstü insanlar (annemin "görüyo musun can her yaşta can" demesi de ayrı bir dumurdur, anın şokuna verip geçiştiriyoruz), daha önce 3 sene adapazarında yaşamış olan epilofs ve ailesi için yakınlarına ne olduğunu kestirme çabası, nerde kalınacağına ilişkin karar aşaması...
sonra anladık ki, bizim yaşadığımız şok bile eğlence kalırmış gerçek şokların yanında. bir anda bütün fertleri ölen, toptan yok olan aileler, eşini-çocuklarını kaybetmiş elinde tek bir çocuğu kalmış(o da yaşam savaşı veren), yine de "çok şükür allahıma onu bana bağışladı" diyebilen eli öpülesi insanlar, enkazdan çıkıp hala enkazın içinde olan ailelerine faryat figan ulaşmaya çalışan çocuklar... onlar yıkıntıların başında ağlarken biz televizyon başında ağladık..
bu depremin en büyük acısı benim gözümde hala şudur; 2001 yılında liseye başladığımda bir üst sınıfta bir kız.. yatılı.. depremde, gencecik yaşta annesini, babasını ve kardeşini kaybetmiş, bu hayatta yapayalnız kalmış, yatılı okuyup haftasonları amcasının yanına giden bir genç kız.. ve onun bu hayatı yaşamasına sebep olan, bıyıklarına ayran bulaşıp nefesi soğan kokan, kocaman sedan arabalarına göbeklerini sığdırmaya çalışan, artık "az yemeleri" gerektiğini hesap etmeleri gereken müteahitler...
daha fazlasını oku