şahinşahinşahinşahin
babamın av merakı yüzünden bir sürü hayvan çeşidiyle tanışma fırsatı bulmuştuk. bir gün şahinle geldi eve. kocaman bir sepetin içine koydu şahini, pençesinin birini de bağladı sepete, sepeti de tuvalete gidilen yolun başına koydu. kasabadaki evimizin tuvaleti en yakın komşumuzun evinden daha uzaktı. adımımızı attığımız an tuvalet yoluna, hayvan delleniyordu. tek babama ses etmiyordu. babamı da her tuvalete gitme vaktinde bulmak namümkündü. annem komşunun tuvaletine gitmeye başlamıştı, ben ise inat etmiştim. ya kuş celallenmeyi bırakacaktı, ya bırakacaktı. babam inanmıyordu bizi o yoldan geçirmediğine. okuyanlar da, 'e ne var bunda? sepetin içindeki bağlanmış bir şahin ne kadar engel olabilir ki?' diyebilirler. onlara da, 'yaşamak lazım.' derim. annemin de evde olmadığı bir gün, ellerime babamın bağ eldivenlerini taktım, sepetin yanına yaklaştım, üstündeki örtüyü sepetin altından çekip aldım. beni gören hayvan sinirden kendinden geçti. bir elimle gagasını kavradım, diğer elimle bağını çözdüm ve pençelerinden tuttum. avlunun kapısından koşarak çıktım. koşa koşa kasabanın dışındaki tarlalara vardım. o çırpınmaktan vazgeçmedi, ben yapacağımdan. yakın tarlaların bitiminde bir mağara vardı, benim saklı, dilsiz yerim. asıl girişinin beş altı metre sağında küçük bir giriş daha vardı. oraya arka arkaya girdim, pençelerini ayaklarımın altına sıkıştırdım ki o an başını kurtardı elimden. ben bir gaganın bu kadar acı vereceğini bilmezdim, öğrendim. can acısıyla arkaya kaçmaya çalışırken ayakları da serbest kaldı. tepeme çıktı, saçlarımın dibinde pençelerini hissediyordum, akan kan yanaklarımdan süzülüyordu. artık deli kuvveti mi denir, can havli mi bilmiyorum. ellerimle pençelerinden tutup yere çarptım, sersemledi, tekrar kaldırıp yere vurdum. mağaranın içine girdim ve beklemeye başladım. ölürse babama hesabını vermem mümkün değildi, kendi av merakı yüzünden kimseye hesap vermiyordu ama, böyle takıntıları da vardı işte. akşam üstüne kadar bekledim, dışarı çıkıp baktığımda hayvan gitmişti. koşarak eve döndüm, yaklaşırken annemin çığlıklarını duydum. avlu kapısından içeri girdiğimde, annemin tuvaletin içinden gelen sesine ses verdim. 'anneeeee ne oldu?' 'elinin körü oldu, kim çıkardı bunu dışarı, ben geçerken ses çıkmayınca alıştı herhalde diye sevindimdi.' sesten anladığım kadarıyla hayvan tuvaletin kapısını kıracaktı neredeyse, benim sesimden sonra oradaki ses kesildi. hemen eve girdim, kapıyı kapatırken bir şey çarptı kapının camına. arka kapıya koşup dışarı çıktım şahin ön kapıyla uğraşırken. komşular annemin sesini duyunca avlu kapısının önünde toplanmışlardı zaten. 'ağ!' diye bağırdım. 'ağ atalım üstüne!' babamın ağı da av odası dediği odadaydı, arka kapıdan tekrar içeri girdim. koca ağı nasıl taşıyacağım? kestim, zebil ettim. tekrar avlu kapısının önüne geldim, kimse kapıyı açmaya cesaret edemiyordu. ağı birinin eline verdim, kapıyı açtım, havada insanlara doğru gelen şahin komşunun birinin koluna yapıştı. ağı atıp, şahini aldılar, tekrar sepetin içine koydular.
babam gelince ben çoktan temizlenmiş, yaralarıma pansuman yapılmıştı. annem olanları anlattı, benim yaptıklarım hariç. bana bakan babam, 'bu işin altından sen çıkacaksın biliyorum seher.' dedi. 'sevmiyorum onu.' dedim, 'götür buradan.' 'mümkünse seher'i de yanında götür!' dedi annem. ertesi gün babam şahini götürdü evet. dönüşte yanında getirdiği hayvanı görünce annem bayıldı.
daha fazlasını oku
 
itü sözlük