|
İTÜ Sözlük extra için yollara düşen pedagojik formasyon (Burak Topçuoğlu), yanına sözlük yazarı ya moor'u da alarak Kurtlar Vadisi'nin Polat Alemdar'ı da dahil, birçok dizi karakterine sesini veren Umut Tabak'ı buldu. Ona dublaj nedir, dublajcılar ne yer ne içer sordu. Öncelikle kısaca kendini bize tanıtır mısın? Tiyatroya ve dublaja nasıl başladın? 1979’da Edirne’de doğdum, liseden itibaren İstanbul’a yerleştik. Alman Lisesi’ni bitirdim. Sonra tiyatroya girmek istiyordum, ancak annemler bir türlü onay vermediler. Bu yüzden Marmara Üniversitesi Sinema-Televizyon’a girdim. Bir sene oraya devam ettim ama huzur bulamadım. İlk senesini bitirdim ve sonrasında bir arkadaşın tavsiyesiyle Haldun Dormen ile görüştüm. Tiyatro yapmak istediğimi ve eninde sonunda bir şekilde konservatuara gireceğimi söyledim. Haldun Hoca gel o halde dur burda, provalarımızı izle dedi, “Yukarda Biri mi Var?” oynuyorlardı. O oyunun provalarını, oyunun başrol oyuncularından daha fazla takip ettim, tabi dikkatini çekti. Hani arada sahne provalarında biri olmadı yerine oynadım, okuma provalarında biri olmadı onun yerine okudum. “Anfitrion 2000” in provaları başladı daha sonra, Haldun Hoca koroda bir yer olduğunu söyledi, ben de hemen kabul ettim. Oyun çok uzun süre oynanmadı ama benim için bir başlangıçtı. Orada vakit geçirirken çok da iyi bir dublajcı olduğunu bildiğim Gülen Karaman’la tanıştım. Benim de dublaj isteğim eskidir, ilkokuldayken daha TRT’nin çocuk programında dublajı tanıttılar. O zamandan aklımda kalmıştı. Bütün sesleri tanırım televizyonda, büyük bir ilgim vardır. Sinema-Televizyon’dan, Discovery Channel’da çalışan arkadaşlar vardı, onlara soruyordum dublaj işine nasıl girilebilir diye. Olmadı onlar ama, daha sonra Gülen Abla’ya danıştım, çok zamandır var kafamda ne yapabilirim diye. O da beni Senkron Tv’ye yönlendirdi. Orada başladım ve yedi senedir yapıyorum. Dublaja neden gerek var? Sesli film çekme tekniği zaten Türkiye’ye yeni yeni geliyor. Nerdeyse her filme dublaj yapılıyor. Nerden doğduğunu bilemiyorum aslında, ama neden devam ettiği hakkında bir fikrim var. Amerika ile bir antlaşma var, buna göre kültür ürünlerine kota uygulanamaz. Dublaj yapmamak ve alt yazıyla yayınlamak bir kotaya giriyor. Diyorlar ki, halkın yüzde bilmem kaçı okur yazar değil ve benim ürünlerim dublaj olmadan talep ettiğim kadar etkili olmaz. Kendi ürününü, bizim halkımıza da yedirme endişesi işte. Kültür politikası. Dublaj sanatçısının hayat düzeni, çalışma yoğunluğu nasıldır? Nasıl çalışacağım hiç belli olmuyor. Çok düzensiz, sabahın köründe de olabiliyor. Mesela Kurtlar Vadisi’ne sabaha karşı üç-dört gibi gittim. Özellikle dizilerin başlangıç dönemini çok düzensizdir. Yine de işin dört veya beş bölümünden sonra biraz düzene giriyor. İnsanlarla paslaşarak hallediliyor, ama düzeni bozuk oluyor.
Çalışma yoğunluğu sezona göre değişiyor. Yazın yerli dizilerin çoğu bitiyor, yazlık diziler başlıyor ve kış sezonu kadar yoğun olmuyor. Şu an yaz dönemi, iki yerli dizide konuşuyorum mesela, bunlar dışında da yabancı film dublajları var. Sinemada vizyona giren filmlerde ne sıklıkta seslendirme yapıyorsun? Zaten sadece büyük projeler veya animasyonlarda dublaj yapılıyor. King Kong geldi mesela. Orada bizzat goril rolünde tabi. Tabi orda gorilin ayak iziydim, kükremeler falan hep benden geldi. Şaka bir yana Adrian Brody’ yi seslendirdim. Şu anda başka hatırlayabildiğim, Ice Age’de başrolde ki Keçeli Sıçanı (Flash), Fantastic Four’da ateş adamı, Robots’da kötü karakteri, Arthur’da Snoop Dog’u konuştum. Senede 2-3 film oluyor.
Artık sinemada vizyona giren filmlerde şöyle bir teknik kullanılıyor. Sadece seslendirdiğin insanı görüyorsun işi yaparken. Baştan sona konuştum filmde, bir kere King Kong’un ayağını görmedim. Yani yine işini yapabilecek kadar yetiyor ama filmden birşey anlamıyorsun. Dublajını yaptığın filmleri izliyor musun? Başlarda izlemeye çalışıyordum ama hepsini takip edemiyorum. Bir arşivim var yine de, olabildiğince dvd’lerini falan alıp arşivime koyuyorum. Polat karakteri ile anılman isminin ciddi karakter seslendirmeleri için aranmasına sebep oldu mu? Keçeli Sıçan’ı konuştum diyorsun, çok ilginç bir örnek... Keçeli Sıçan’ı, benim ses yelpazemi bilen biri konuşturur. Sadece Polat’ı bilen konuşturmaz. Peki dublaj için iyi casting yapabilenler var mı? Castingi genelde ses yönetmenleri yapar. Zaten piyasada sayılı insanız. Türkiye’de kayıtlı Sesbir üyesi olsa olsa beşyüzdür. Madem bu kadar az kişi var, bu durumda işler nasıl yetişiyor? Ya da biz kalitesiz dublaj nasıl duyuyoruz? Biz bir buçuk-iki sene süren ve geçen sene biten bir boykot yapmıştık. Orjinal film dublajının çalışma koşulları çok düşmüştü. Tek sayfa rol konuşuyorsun, atıyorum “polis1” konuşuyorsun, iki-üç YTL para veriyorlardı. Başrol konuşuyorsun, mesela Tom Cruise diyelim, verdikleri para onbeş-yirmi YTL. Stüdyoların teknik şartları da kötüydü. Bu çalışma koşullarına ve fiyatlara karşı bir boykot yapıldı. Bu işi sokaktan geçen adam yapamasın, bilen yapsın sadece istiyorduk. En azından, sadece yetkili kişilerin verdiği kurslara katılım gösterip sertifika alarak falan yapsınlar istedik. Onları konuşturmak nasıl işlerine geliyor ki işverenlerin? Kanalların umurunda olmuyor ki. Kaliteli iş kaygıları yok. Ancak çok prestijli işlerin üstüne gidiliyor, Yüzüklerin Efendisi gibi, zaten bu tip filmlerde de sinemadaki dublajlar kullanılıyor. Ama kendi gösterdikleri filmlerde umursamıyorlar. Ağız dolsun yeter ki diye bakıyorlar. Orjinal dublajda en iyi parayı veren TRT’dir. Onlar memurlarda olduğu gibi belli bir zam ile değişen bir ücret ödüyorlar. Ama özel sektörde beş senedir falan sabit kalmıştı. TRT’de en azından sürekli güncelleniyor. Bir başrol yüzelli-ikiyüz YTL arasıdır. Biz bunu da istemedik, hani TRT kadar da olmasın ama bir başrol yüz YTL olsun mesela, yan rol atmış olsun, minimum rol yirmi YTL olsun istedik. Bunlar batıyla karşılaştırılınca yine komik kalıyor, ama bari TRT’ye yaklaştıralım diye bu boykot yapıldı. Ancak bu istekleri üç stüdyo kabul etmedi. Zaten bu stüdyolar piyasadaki işlerin çoğunu karşılayan şirketlerdi. Bu stüdyo sahiplerinden birinin sahipleri eski dublajcılardı. Onların arkadaşı olan onbir kişi Sesbir’den istifa ederek boykotu kırdılar ve çevreden de hevesli adam toparlayarak işi devam ettirmeye çalıştılar, bu nedenlerden de kalite düştü doğal olarak. Aslında o stüdyoların da fiyatları kabul ettiremediği yer kanallardı, bu şekilde bir çıkmaza girdi. Türkiye dublajda en iyilerdendir diye söylenir. Sence doğru mu? Almanya ve Türkiye, Avrupa’da en iyilermiş, ancak çıkan genel işlere bakacak olursak, şu an Almanya’nın daha önde olduğunu söyleyebiliriz. Bizde de eskiden daha iyiymiş ama bu stüdyoların politikasına bağlı. Bütün kadroyu dublajcılardan kullanıyor, parasından sakınmıyorlar, o zaman iyi işler çıkıyor. Ama son koşullar ile bizde kalitede genel bir düşüş var. Özen gösterilen işleri yine iyi yapıyoruz, ama bunlar da genelde vizyona giren filmlerde oluyor. Daha ciddi bakılıyor. Mesela Yüzüklerin Efendisi çok iyi bir işti. Bu tip işlerde testler yapılıyor. Örneklersem, Frodo için Amerika’ya bir kaç ses gönderiliyor, aralarında seçme yaparak karar veriliyor. İşin titiz yapıldığı yerlerde yine kaliteli işler çıkıyor. Dublaj burada, Almanya’da yapıldığından çok daha hızlı yapılıyor. Orada kaydı, texti alıp prova yapıyorlar, bir hafta gibi bir vakitleri oluyor. Bizim bu kadar imkanımız da olmuyor. Mesela Kurtlar Vadisi Irak. Çok önem verilen bir yapımdı, ama o bile üç gün sürmüştü. Diğer filmlerin dublajı ne kadar sürüyor? İki saatlik bir filmde, bir rolün dublajı bir buçuk saat gibi bir sürede yapılıyor. Bölerek veriyorlar sahneleri ama tabi bu da belirli bir zorluk çıkarıyor. Sonuçta ilk defa izlediğin birşey oluyor. Sahnenin sonrasını tahmin etmeye çalışıyorsun, ona göre hızlı bir şekilde oturtabilmek gerekiyor. |